SON EKLENEN YAZILAR

Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com

NORMALE DÖNDÜNÜZ MÜ? ONLAR DÖNEMEDİ!

      SOMA’da kadınlar var! Yangın gibi. Canları gitti.. Soma’da babasız kalan çocuk sayısı 400! Soma’daki yangına su götürmek isteyenler engellendi! Manisa Belediyesi kampanya açtı: Başbakanlık yasakladı. Toplanan paralar AFAD’a devredildi.. AFAD tek yetkili.. Ama şimdiye kadar maden şehitleri kaymakamlığın dağıttığı biner lira dışında para görmedi. Yurdun dört bir yanından gelen bazı hayırseverler, Soma’da kişisel yardımlar yaptılar. Kaç gün yeter ki.. Evlerin kirası ödenemiyor.. Çocukların okul masrafı da! ‘Makarnayı ne yapayım ben!’ diyor Ayşe, kapısını aşındıran STK’lara.. Selda’nın acilen Isparta’ya, yakınlarının olduğu kente gitmesi ve bir ev bulması gerek.. Ruhu taşıyamıyor artık faciayı! 9 ve 4 yaşındaki oğullarının ruhları ağır yaralı ve diğer şehit çocuklarında da durum aynı.. Bebeler ve küçük çocuklarda travmalar var.. Annelerinde de.. Kendi cesedini görmüş gibi madenden kardeşlerini çıkaranlar ne yapsın... Akıllarını kaybetmemek için zorluyorlar kendilerini.. Bir daha madene gitmemek için pazarda hamal oldu biri! Olaydan yaralı kurtulanların durumu feci… Eynez çalışmıyor zaten Işıklar çalışmıyor.. Şu an sadece İmbat faaliyette.. MADENCİ Rus ruleti oynar gibi iniyor madene!. Necla imam nikâhlıydı Ahmet’le! Devlet yardımı da söz konusu değil! Anadolu Öğretmen Lisesi’nde evladı… Barınma hakkını da şehit kocası ile birlikte kaybetti... Anayasa’daki haklarının tümü askıda.. Yaşama hakkı, barınma hakkı seyahat hakkı yok onun! Kaçmak istiyor Soma’dan.. Ama gidemez. Parası yok çünkü. Çocuklarını okula yollayabilir mi? Ya sağlık hizmeti? Şehit ailelerinin yüzde 90’ı kirada.. Çoğu dağ köylerinden gelmiş ‘garip guraba’! Felaketleri kollayan her çeşit akbaba başlarında! Soma’da sendika artık üç parça! Başkan istifa etti.. Yerine gelen de yok ortada. Batının taşeronları da fink atıyor faciadan nemalanmak için, PKK da, para aklama makinaları da orada, batının sivil toplum taşeronları da.. Bazı üniversitelerin psikologları da Soma’da, istatistik anket kağıtlarıyla.. Çok bilmiş klavye kahramanları, birbiriyle didişip her gün devrim yapadursun, Soma kan ağlıyor..Şehitlerin 40’ı çıkmadı daha! Haydi örgütlenin.. ACİL DURUM ÇAĞRISI BU! Bireyler kurumlar kimi bulursanız yardıma çağırın! Öncelikli olarak en…

Detail

KIRIM DERNEĞİ GENEL MERKEZİ’NDEN

KIRIM DERNEĞİ GENEL MERKEZİ’NDEN

    İNSAN HAKLARI, DEMOKRASİ ve ULUSLARARASI HUKUK’A SAYGIYI İLKE EDİNMİŞ TÜM İNSANLARA! Tarihin en karanlık ve baskıcı rejimlerinden biri olan Sovyetler Birliği’nin hayaleti bugün bir kez daha insanlık değerleri üzerine gölgesini düşürdü. Sovyetler Birliği rejimine karşı verdiği barışçı insan hakları ve demokrasi mücadelesi ile dünyanın ve insanlığın saygısına ve sevgisine mazhar olan, bütün hayatını halkını sürgün edildikleri topraklardan vatanları Kırım’a geri getirmeye vakfeden ve bir damla kan dökülmeksizin 350 bin insanın geri dönmesini sağlayan Kırım Tatarlarının lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ya da dünyanın tanıdığı isimle Mustafa Cemilev, Sovyet rejiminin mirasçısı Rusya Federasyonu tarafından bugün bir kez daha anavatanı Kırım’a alınmadı. Ömrü boyunca 7 kez ağır hapis ve ağır çalışma kampı cezası ile cezalandırılan Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, bugün ilk kez bir mahkeme kararı olmaksızın artık hiçbir çağdaş hukuk sisteminin kabul edemeyeceği yeni bir “sürgün” cezası ile karşı karşıya kaldı. Kırımoğlu’nun vatanı Kırım’a girişi Rusya Federasyonu tarafından yasaklandı. İnsan hakları, demokrasi ve uluslararası hukuka, adalete saygıyı ilke edinmiş tüm insanlar: Sizleri, artık eski çağlarda kalmış bu uygulamayı açıkça kınayarak, bu davranışı sergileyen Rusya Federasyonu ve onun tüm yetkililerini insanlık, demokrasi, hukuk ve adalet önünde mahkum etmeye çağırıyoruz. Kırım’ın işgaline derhal son verilmeli, daha büyük suçların işleneceğinin habercisi olan bu uygulamalar en kısa sürede insanlık vicdanı önünde mahkum edilerek tarihin sayfalarına gömülmelidir.  Saygı ile arz ederiz… 03.05.2014        

Detail

AYDINLARIN DİRENİŞİ

Şevket Süreyya AYDEMİR Bir konferans dinlemiştim: 27 Mayıs olayından önceydi. Konferans Ankara Türk Ocağı’nda verilecekti ve küçük salonda tertiplenmişti. Yerlerimizi aldık. Dinleyiciler azdı. Fakat o gün Ocak’ta, Azerbaycanlı Türklerin düzenledikleri bir toplantı sona erip de, o toplantıya katılanlar da küçük salona gelince, her yer doldu. Salona, canlı, hareketli, sıcak bir hava egemen oldu. Dinleyicilerin hemen hepsi gençlerdi. Konferansı Zeki SOFUOĞLU verecekti. Kendisini tanımıyordum. Ondan sonra da tanışmak fırsatı olmadı. Hatip kürsüye geldi. Orta yaşlara yaklaşan, sakin bir insan algısı veriyordu. Konu, “Aydınların Direnişi” idi. Konusuna sükûnetle girdi. Heyecanlı değildi. Hatta başlangıçta biraz tutuk gibi konuşuyordu. Ama sözlerinin dizisinde, cümlelerinin yapısında ve fikirlerinin örülüşünde hiç aksaklık yoktu. Görülüyordu ki konusuna hâkimdir. Çok geçmeden de anlaşıldı ki konusunu bilerek isteyerek seçmiştir. Neyi ve ne için konuştuğunu bilen insandır. Az sonra salondakiler tamamiyle onun etkisinde kaldılar. Ona bağlandılar. Bir an geldi ki Zeki SOFUOĞLU artık, her zaman bu kürsülerde konuşan sıradan konferansçılardan biri olmaktan çıktı. O günlerde bütün yurtta, kaderi ile oynanan, haysiyeti inkâr edilen, fakat henüz direnişi yenilmeyen Türk aydınının dili ve simgesi haline geldi. O günü her hatırladıkça onun konuşmalarının, ortaya serdiği ölçülerin, yargıların etkilerini hala yaşar gibi olurum. Nitekim bu konferanstan sonra da duygu ve düşüncelerimi Ankara'da o zaman yayınlanan bir edebiyat dergisinde (Dost, N. 35, 1960) dile getirmiştim. *** SOFUOĞLU konusuna önce, milletlerin kaderinde AYDIN'ın güçlü etkisini ve büyük sorumluluğunu belirtmekle girdi. Eğer aydın, karakterli, cesur ve sorumluluğunu kavramış ise, toplumun yaşam ve gidişatına damgasını vurabilir, diyordu. Böyle değil de eğer ters vasıflarda ise toplum yaşamında bir fren, hatta bir gerileme amili olurdu. Konferansçı gerçek aydında başlıca yedi nitelik arıyordu. Sonra bu nitelikleri sıraladı. Ayrıntı ve karakteristikler, açık, kesin ve sistemliydi. Bu nitelikleri şöyle belirtti: 1-     Aydın evvela bir fikir, amaç ve karakter sahibi olacaktır. Amaç ya da ülkü bir inanıştır. Yüksek ve gerçek değerlere bağlanıştır. İnanış bir karaktere…

Detail

İŞTE O ŞAMPİYON İSMET ATLI’DIR

İŞTE O ŞAMPİYON İSMET ATLI’DIR

                İranlı Tahti ve İsmet Atlı 1960 Roma Olimpiyatları.            Dr. Halil ATILGAN Evet, “Şampiyon güzel insandır”, Şampiyon sanatçıdır. Şairdir, ozandır. Saz çalar, türkü söyler. O dev gibi görünen adamın yüreği kadife gibidir. O yürek yağmur yüklü bulutlar gibi sevgi yüklüdür. Bu sevgi, bağlamada, türkü söylemede, ağıt derlemede, Türk kültürüne olan bağlılığıyla dile gelmiştir. O bazen Toros Dağlarında kokan menekşe, Ceyhan’ın kenarına konmuş bir Yörük çadırı, bazen de Elif’in elindeki kirmendedir. Onda ki yürek bazen iğde dallarına konan bir serçe, bazen küren küren uçan sığırcıktır. Bazen bal arısı olur püren püren dolaşır. Onda bir deli gönül vardır ki Düldül Dağının tepesinde gezinir. Karacaoğlan’ın bir bozlağı olur. “Aman olda kara gözlüm aman ol / Güzeller içine gel de tamam ol / Ben ölürsem cenazeme imam ol / Kıl kara zülfüne kurban olduğum” diyerek Tilan Çayına, Sumbas’a dökülür. Ondaki yürek bazen alıcı kuş gibi havalanır. Bazen da eli kulağa atar gene Karacaoğlan’dan bir bozlak tutturur. “Bilmem hayal gibi bilmem düş gibi / Geldi geçti boran gibi kış gibi / Şahin cırnağına takmış kuş gibi / Yoluk yoluk yoldu dert beni” diyerek eşeğe yan binmiş Çukurören’den Kozan’a gider. Ondaki yürek bir tazının tavşan kovalamasında, alıcı kuşun pike yapmasında, atın dörtnala koşmasında kendini gösterir. Bu yürek sırtını verir sekiye, alır bağlamasını eline, vurur sazın teline:   Çiçek yüzlü elâ gözlü Döndür de bak bize karşı Hep küskün geçirdik yazı Ne etmişim size karşı   Böyle üzgün üzgün bakma Beni görüp kaşın yıkma N’olur sende sertlik yapma Ettiğimiz naza karşı   Gül yüzün doyası görsem Her isteğin olsun dersem İstiyorsan canım versem Neden böyle söze karşı   İsmet’in gönlünün yarı Terk mi edem bu diyarı Gözün değer dünyaları Bir gülüşün yüze karşı   Diyerek dolar yüreklere, dilden dile, telden tele. Der demesine ama gene hızını alamaz. Yerinde…

Detail

ÇÖZÜLME SARMALINDA MİLLÎ DAVA KIBRIS

      Tugay ULUÇEVİK, Büyükelçi (E)   Müzakereler Başladı Kıbrıs sorununa çözüm bulmak maksadıyla Ada’daki iki taraf arasında 1968’den bu yana BMGS’nin iyi niyet görev çerçevesinde fasılalarla sürdürülen müzakereler, 11 Şubat 2014 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Cumhurbaşkanlarının yayınladıkları Ortak Bildiri (Joint Declaration)) ile BM zeminindeki dokuzuncu çözüm girişimi olarak yeniden başlamış bulunmaktadır.   Çözüm Süreci Mi, Çözülme Sarmalı Mı? Kıbrıs müzakere sürecini konu alan geçtiğimiz Kasım ayındaki yazımızın başlığında, o günlerde çözüm arayışını yeniden başlatmak için sürdürüldüğünü fark ettiğimiz bazı girişimler karşısında “Kıbrıs’ta çözüm süreci mi, çözülme sarmalı mı” sorusunu sormak ihtiyacı duymuştuk.[i]   Çünkü, 2002 – 2004 döneminin şartlarında Annan Plânı vesilesiyle Kıbrıs Millî Davamızı etkisi altına alan; daha sonra Talât – Hristofyas görüşmeleri için belirlenen çerçeve ile daha da hız kazanan “çözülme sarmalının” yeniden hükmünü icra etmeğe başlaması ihtimalinin kaygısını taşıyorduk.   İfade etmek gerekir ki, 11 Şubat 2014 Ortak Bildirisi’nin içeriği ve müzakere sürecinin yeniden başlamasını teminen Kıbrıs Rum tarafına verilmiş olan aşağıda işaret edeceğimiz ödünler çözüm sürecine Türk tarafı için “çözülme sarmalı” niteliği kazandırmıştır.   Halkı Doğru Bilgilendirme Zorunluluğu Bununla beraber, Lefkoşa’da varılan mutabakata yüzeysel bir bakışla, bu gelişmeyi  sırf uzlaşma, barış, istikrar ve dostluk gibi evrensel değerler açısından doğru yönde atılmış bir adım olarak algılayanlar olabilir.   Oysa, Kıbrıs konusunun geçmişini bilenlerin; konuyu uluslararası sorun haline getiren sebeplere ilişkin olayları yaşayanların; şimdiye kadar “çözüm”, “barış”, “çözüm için fırsat penceresi” gibi basmakalıp sözlerle başlatılan çözüm arayışlarında nasıl hayal kırıklıklarına, hüsrana uğranıldığını görmüş olanların; özellikle, Annan Plânıyla ilgili gelişmelere ve sonuçlarına tanıklık edenlerin; tarafların çözüm şekli hakkındaki duruşları, hedefleri, kullandıkları kavram ve terimlerle neyi kastettikleri hakkında bilgi ve birikim sahibi olanların,  yeni çözüm girişimi hakkında şüpheci, sorgulayıcı ve eleştirici bir tavır takınmaları da tabiîdir; kaçınılmazdır. Böyle bir tavır takınılmasına çeşitli açılardan ihtiyaç ve fayda da vardır. Bu çerçevede,…

Detail


BİLGİ ŞÖLENİ VİDEOLARI

Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com

Emperyalist Devletlerin (Rusya, ABD, AB vb.) Türklere Zulümleri ve Bunlardan Kurtulma Yolları

Emperyalist Devletlerin (Rusya, ABD, AB vb.) Türklere Zulümleri ve Bunlardan Kurtulma Yolları

  Emperyalist Devletlerin (Rusya, ABD, AB vb.) Türklere Zulümleri ve Bunlardan Kurtulma Yolları Turan Yazgan  

Detail

Sanayi Devrimi ve Türkiye'nin Kalkınma Sorunları

Sanayi Devrimi ve Türkiye'nin Kalkınma Sorunları

Sanayi Devrimi ve Türkiye'nin Kalkınma Sorunları Halil Şener 09.08.2012

Detail

Prof. Dr. İskender Öksüz ile Söyleşi

Prof. Dr. İskender Öksüz ile Söyleşi

Prof. Dr. İskender Öksüz ile Söyleşi İskender Öksüz 03.08.2012

Detail

Ortadoğu'da Yeniden Yapılanma ve Türkiye

Ortadoğu'da Yeniden Yapılanma ve Türkiye

Ortadoğu'da Yeniden Yapılanma ve Türkiye Anıl Çeçen 02.08.2012 Video 155

Detail

Türk Milliyetçiliği Hareketi - Türkeş Bey ve Demokrasi - Hatıralar

Türk Milliyetçiliği Hareketi - Türkeş Bey ve Demokrasi - Hatıralar

Türk Milliyetçiliği Hareketi - Türkeş Bey ve Demokrasi - Hatıralar İskender Öksüz - Eşref Baysal - Sadi Somuncuoğlu - Hanım Halilova - Necdet Sağlam - Hüseyin Akbulut - Oğuz Kalelioğlu - Enis Öksüz 29.04.2012

Detail

Dil, Kültür ve Kaşgarlı Mahmut

Dil, Kültür ve Kaşgarlı Mahmut

Dil, Kültür ve Kaşgarlı Mahmut Ahmet Bican Ercilasun

Detail


DÜŞÜNCE KURULUŞLARI PLATFORMU

TURAN DERGİSİ
KARADENİZ ARAŞTIRMALAR MERKEZ
İKİ BİN YİRMİ ÜÇ AYLIK DERGİ
Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com

DÜŞ-KUR’DAN PROF. DR. TURAN YAZGAN’A ÖDÜL

DÜŞ-KUR’DAN PROF. DR. TURAN YAZGAN’A ÖDÜL

Düşünce Kuruluşları ve Yayın Organları Birliği (DÜŞ-KUR) tarafından düzenlenen törende, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan’a “TÜRK Dünyasına Hizmet” ödülü verildi.  İstanbul Fatih Sultan Sarnıcı’nda yapılan yemekli törene, Türk Milliyetçilerinden 200’den fazla seçkin şahsiyet katıldı.   Toplantı Şehitlere Fatiha okunması ve topluca İstiklal Marşı söylenmesiyle başladı.  Düş-Kur adına konuşan Milli Düşünce Merkezi Başkanı Sadi Somuncuoğlu,  “Türk Milleti ve devleti ne zaman zora düşse, ne zaman önünde bir ufuk açılsa, Türk Milliyetçiliği ülküsü ve kadroları yeşerir gibi ortaya çıkıyor. Yüz yıllık tarihimiz bunun örnekleriyle doludur.  İşte bu yüz yılın ikinci yarısında, ön saflarda Turan Yazgan hocamızı ve bunun son 30 yılında da, 1980’den itibaren Türk Dünyası Araştırmaları Vakfını görüyoruz.  Vakıf, 1990 SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Türk Dünyasına yöneldi. Sayılamayacak kadar değerli hizmetler yaptı.  Düş-Kur olarak, bu muhteşem  hizmetlerinden dolayı değerli Hocamıza ödü  vermek üzere bu toplantıyı düzenlemiş bulunuyoruz” dedi. Ödül töreninde bir konuşma yapan ve bütün konukları  duygulandıran Prof. Dr. Turan Yazgan,  “Türk Dünyası adına bir çok fırsat heba edildi, ama hala vakit geçmiş değil.  Türk Birliği’nin, er veya geç bir gün  mutlaka kurulacağına olan inancım tamdır.  Türk Milliyetçilerinin dikkatini  ve gayretlerini Türk Dünyası üzerinde toplamaları şarttır. Burada hepinizle aynı duyguları, aynı dilekleri paylaşan biri olarak bulunuyorum. Ve hemen…

Detail

Dış Politikada İlkeli, Tutarlı ve İnandırıcı Olma Gereği

İsviçre’nin Zürih kentindeki savcının “Ermeni soykırımı yoktur” şeklinde beyanda bulunan AB Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış hakkında soruşturma başlattığına dair haberler bizi, ister istemez, kısa bir süre önce Türkiye ile İsviçre arasında yaşanan bir dostluk (!) olayını hatırlamaya sevk etti. Bilindiği üzere, İsviçre Federal Konsey Başkanı ve Dışişleri Bakanı Bayan M. Calmy-Rey (1 Ocak 2012’de görevi devretti) Fransa Ulusal Meclisi’nin 22 Aralık 2011 tarihinde malûm esef verici kararı almasının ertesi günü çalışmalarına Ankara’da başlayan 4. Büyükelçiler Konferansı’nda konuşma yapmak üzere Türkiye’ye davet edilmişti. Meslek hayatımız boyunca yaşadığımız çeşitli olaylar, bize, İsviçre’nin Ermenilerin sözde “soykırım” iddialarını benimseyen ve Ermeni unsurların Türkiye aleyhindeki çeşitli girişimlerine en fazla destek veren ülkelerden biri olduğunu göstermiş bulunduğu için, İsviçre Devlet Konseyi Başkanı’nın Büyükelçiler Konferansı’na konuşmacı olarak davet edilmiş olmasını yadırgamış, bu ziyaretin özellikle Fransa Ulusal Meclisi’nin aldığı kararın hemen ertesine tesadüf etmesinin sakıncaları üzerinde durmuş ve düşüncelerimizi kaleme aldığımız bir yazıyla açıklamıştık.[1] İsviçre’nin Ermenilerin sözde “soykırım” iddialarına ilişkin sicilini kısaca hatırlayalım: 2001 yılında sözde Ermeni “soykırımını” inkâr ettikleri gerekçesiyle 12 Türk vatandaşı hakkında kovuşturma açmıştır. 10 Aralık 2001 tarihinde Cenevre Cumhuriyeti ve Kantonu sözde “Ermeni soykırımını” tanıyan bir deklarasyon yayınlamıştır. Bu deklarasyonun altına Bayan Micheline Calmy-Rey de, hem de en başta, imzasını koymuştur.[2] Merkezi…

Detail

Afganistan’da Tarihin Tekerrürü: Yeni Sorunlara Eski Çözüm Yöntemleri

2001’de ABD’nin Afganistan’daki Taliban rejimine yönelik yaptığı operasyon ile birlikte ülkede yeniden “cihad” ilan eden Afganistan Hizb-i İslami Lideri Gülbeddin Hikmetyar, uzun yıllardan sonra ilk defa 3 Şubat 2012 Cuma günü, BBC radyosu aracılığı ile sesini duyurmuştu. Hikmetyar, ABD ile Taliban örgütünün bir kanadı arasında Katar’da devam edip hala belli bir sonuca bağlanamayan barış görüşmelerine değinerek “perde arkasında gerçekleşen bireysel görüşmelerin Afganistan’da barışın sağlanmasında hiçbir etkisinin bulunmadığını” belirtirken, kendisine de daha önce böyle bir teklifte bulunulduğunu ancak kabul etmediğini açıklamıştı. Ayrıca Hikmetyar, Kabil yönetimine karşı çatışan grupların kendi arasında belli bir birliğinin olup olmadığı sorusuna, kendisinin “mücahitler” arasında belli bir birliğin sağlanması konusunda çaba gösterdiğini, ancak dış baskılar ve etkiler nedeni ile buna başarılı olamadığı belirterek, Afganistan’da Kabil yönetimi karşıtı grupların belli bir merkezi otoriteden yoksun olduklarını açıkça dile getirmişti. Burada dikkati çeken husus; uzun yıllardan beri Taliban örgütü ile müttefik olarak hareket edip Afganistan’daki uluslararası koalisyon güçleri ve Kabil yönetimine karşı çatışmakta olan Hikmetyar’ın, Taliban adı altında faaliyet eden örgütün aslında belli bir merkezden yönetilmediği yönündeki ifadeleriyle, Katar’da devam eden barış görüşmelerine karşı tutumudur. Bilindiği üzere ABD, İngiltere ve Almanya’nın istekleri ile bir süre önce Taliban örgütü Katar’da siyasi bir temsilcilik açarak Afganistan’da barış görüşmelerine resmen başlamıştı. Basına sızan…

Detail

Barzani ile PKK Arasındaki “Batı Kürdistan”ı Ele Geçirme Mücadelesi

Bütün dikkatler Beşar ESAD, Hama ve Humus’a çevrilmişken Suriye’de sessiz ve derinden gelişen önemli bir mücadele gözden kaçmaktadır. Bizi diğer tüm gelişmelerden daha çok ilgilendirmesi gereken bu sessiz ve derin mücadele BARZANİ ile PKK arasında gerçekleşmektedir. Bu Kürtçülerin ifadeleriyle “Batı Kürdistan”ı yani Suriye’de Kürt nüfusunun yoğun olarak bulunduğu bölgede egemenliği ele geçirme mücadelesidir. Suriye’nin karıştığı ilk günlerden itibaren başlayan bu mücadele konusuna daha önce PKK’nın; bu ülkedeki siyasi uzantısı olan PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtleri bir araya getirdiğine, hatta bazı önde gelenleriyle Kandil’de toplantı yaptığına, onları “siyasi meclis” çatısı altında topladığına değinmiştik. BARZANİ’nin Suriye’deki faaliyetleri konusunda ise; PKK’ya mesafeli duran Kürtçü liderleri olası gelişmelere karşı hazırlıklı bulunmalarıyla uyardığını, Suriye’de ortaya çıkacak bir otorite boşluğundan yararlanma umuduyla babasından miras kalan “dört parçalı Kürdistan” hayaliyle yanıp, tutuştuğunu, bu hayallerinin arasında Doğu Akdeniz’e açılacak bir “Kürdistan”ın bulunduğunu belirtmiştik. Batı’nın diplomatik temsilcilerini çekmeleriyle ortaya koydukları tutumlarından artık ESAD yönetiminin günlerinin sayılı olduğu anlaşılmaktadır. Varılan bu noktayı daima göz önünde bulunduran iki taraf da “Batı Kürdistan” konusundaki planlamaları doğrultusunda hiç boş durmamaktadırlar. PKK, PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtçülere “Nation Council” isimli bir çatı örgütü kurdurdu. BARZANİ ise yandaşı Suriyelilerin “Kurdish National Council - KNC” yi hayata geçirmelerini sağladı. Basına sızdırılan haberlerde PKK’nın bin kişilik bir…

Detail


Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com
İhtilalciler Hesaplaşıyor

İhtilalciler Hesaplaşıyor 

İhtilalciler Hesaplaşıyor (Belgelerle 27 Mayıs - Ondörtler ve Dündar Taşer)Sonu idama kadar gidecek olan bir yola neden girmişlerdi?İhtilâl mi, darbe mi, ak devrim mi, harekât mı olduğuna katılanların bile karar…

Devamı...

PKK Terörünü doğru anlamak

PKK Terörünü doğru anlamak 

Etnik- Irkçı- Bölücü PKK Terörünü doğru anlamak

Devamı...

TÜRK İSLAM DOSTLUĞU

TÜRK İSLAM DOSTLUĞU 

 Yayinevi: Bilgeoğuz Yayınları Baskı Tarih: Eylül 2011                         Milliyetçilik düşüncesi; statik (durağan) değil, çağlara ve milletlerin özelliklerine göre dinamik (değişen ve gelişen) bir yapıya sahiptir. Efradını câmi-ağyarını mâni bir ifade…

Devamı...

Barbar Türkler

Barbar Türkler 

Büyük Türk tarihçisi Zeki Velidî Togan'a göre Türklerin tarih sahnesine çıkışları M.Ö. 4500 yılına kadar uzanır. Saka/İskit, Hu (Hing-nu), Massaget, Şato, Kök Türk, Uygur vb. adlar ile dünya tarihinde önemli…

Devamı...

İkinci Binyıl Muhasebesi 1-2

İkinci Binyıl Muhasebesi 1-2  

Elinizdeki kitap, dört konunun birlikte düşünülmesiyle ortaya çıkmıştır. Bi-rinci olarak, ikinci binyılın siyasî,     ekonomik, toplumsal ve kültürel bir değerlendirmesidir. Söz konusu değerlendirme, dinler tarihi, savaş sanatı tarihi, teknoloji…

Devamı...

Türkiye'nin Milli Güvenlik Stratejisi

Türkiye'nin Milli Güvenlik Stratejisi 

                                                            …

Devamı...

Türklük ve Alevilik- Bektaşilik

Türklük ve Alevilik- Bektaşilik  

  Basım Yeri : İstanbul Basım Tarihi : 2011-2 Yazar : Nergishan Tekin     Basın Evi: İlgi Yayınları   Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra eski inanç sistemlerinden tamamen kopmamışlar,…

Devamı...

Tarihi Siyasi ve Kültürel Yönleriyle Türklerin Dünyası ve Türkiye’nin Dış Türkler Politikası

Tarihi Siyasi ve Kültürel Yönleriyle Türklerin Dünyası ve Türkiye’nin Dış Türkler Politikası 

Tarihi Siyasi ve Kültürel Yönleriyle Türklerin Dünyası ve Türkiye’nin Dış Türkler PolitikasıDr. Meşküre YILMAZ2010 / Kripto Kitapları Tarihi, kültürel, coğrafi ve siyasi anlamlarda bir gerçek olan Türk Dünyası 1944 sonrasında bütün…

Devamı...

Zazalar ve Türklük

Zazalar ve Türklük 

Zazalar ve TürklükAli Rıza ÖZDEMİR2010 / Kripto Zazalar, geçmiş yüzyıllardan beri Kürt olarak algılanmaktadır. Önceki yüzyıllarda oluşan bu algı “toptancı” bir bakış açısının eseriyken, geçtiğimiz yüzyıldan kalan ve bugüne sirayet eden…

Devamı...

İhaneti Gördüm

İhaneti Gördüm  

       Yazar      : Erdal sarızeybek         Yayinevi   : Pozitif Yayıncılık         Baskı Tarih: Eylül 2007         Türk yakın tarihini anlamak için o dönemi yaşayanların anılarını objektif bir şekilde yazmaları gerekir. Askerler, siyasiler, üst…

Devamı...

Pre 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Next

MİLLİ DÜŞÜNCE MERKEZİ

KILIÇ VE GÜL

Cuma, 29 Ağustos 2014 09:48 Hicabi KOÇAK
Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

BÜYÜK TAARRUZDAN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMINA…

 

 

And olsun, soluk soluğa süratle koşan,

Koşarken ayaklarından ateş çıkaran atlara,

Sabahın seherinde baskın yapanlara,

Orada tozu dumana katanlara,

Düşman topluluğunun tam ortasına dalanlara…  

ADİYAT (KÜHEYLANLAR) SURESİ, l00/1-5

Yüce Milletime şunu tavsiye ederim ki; bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asıl cevheri çok iyi tahlil etme dikkatinden bir an bile vazgeçmesin!

Atatürk, Nutuk’tan

Deryaları kan, taşları bitmez kemik olsa,

Bir son nefesin aynı olup bitse nesîmi,

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,

Çekmez kürrenin sırtı o tabût-ı cesimî.

Mithat Cemal Kuntay

Mâzisi şan ve şerefle dolu Büyük Türk Milleti, düşmanı harîm-i ismet’inden kovmak üzere, Ulu Önder ATATÜRK’ün Başkomutanlığında, bir yıldır sessizce hazırladığı ordusunu, taarruza geçireceği şafağın bekleyişi içindeydi...

26 Ağustos 1922 Cumartesi gecesi tan yeri ağarırken, Şuhut cephe karargâhından Kocatepe’nin zirvesine çıkarak etrafı inceleyen bir çift çakmak parıltılı göz, doğu ufkundan, batı ufkuna doğru bütün sahayı tarassut altına almıştı. Bütün hilkat derin bir sükûtun içindeydi… Başını gökyüzüne kaldırdı… Dudakları ince bir niyazın samimi ve zarif kıpırdanışlarıyla hareketlendi…

Gök ve yer, biraz sonra şimşek gibi çakacak buyruğun velvelesine hazırlanıyordu… Çoban Yıldızı şavkını Sincanlı ovasına vuruyordu… Geceden Ahır Dağlarının ardına dolanan Mehmetçik, Ballıkaya mevkiinden sızarak, düşmanın gerisindeki hatlarda yerini almış, yapacağı hamlenin bekleyişi içine girmişti…

Düşman cephesi: Gemlik Körfezinden, Bilecik, Eskişehir ve Afyon’un doğusu ile Menderes Nehri’ni takiben Ege Denizi’ne doğru bir hat üzerinde yer almıştı.

Türk Taarruzu: Afyon’un güney batısından kuzeye doğru yön tutan l. Ordu ile yapılacağından, 2. Ordu Afyon’un kuzey ve doğusunda mevzi almıştı.

Kocatepe, Altay Dağları’nın miğfere benzeyen muhteşem görüntüsünün heybetini yansıtıyordu! Tınaz Tepe, Belen Tepe, Çiğil Tepe ve 1310 rakımlı Erkmen Tepe biraz sonra kopacak kıyametin dehşetine hazırlanıyordu!..

Başkomutan, yanındakilere saati sordu. “4.30” dediler. Gözlerindeki ışıltıyla derin bir nefes aldı… Düşmana kahredici vuruşunu yapmadan önce, seherin aydınlığa dönüşen sessizliğini gözlüyordu. Zirveden ovaya süzülecek bir şahin gibi, birkaç adım daha öne doğru yürüdü... Son bir kez savaş meydanına bakarak, Allah’tan zafer dileğiyle taarruz buyruğunu verdi.

Bir anda gök gürlemesini andıran topçu atışları, bütün vâdiyi, tepeleri sarstı! Yer yerinden oynuyordu! Düşman şaşkınlık ve korkuya kapılmıştı. Mehmetçik, cesaret ve kahramanlığının, hayranlık uyandıran şahlanışını gösteriyordu!.. Bir saat süren yoğun saldırı sonunda Tınaztepe’nin hücum mesafesine girildi… Düşmanın 4 -5 ay’da aşılamaz dediği tel örgü ve tahkimatlar, bir saat içinde Mehmetçik tarafından paramparça edilerek çiğnenip geçildi… Türk Askeri, ateşe uçan pervaneler gibi düşmanın üzerine atılıyordu!

Dersaadetin esir suları, mahcubiyetinin çırpınışlarını, mahzun ezanların sedasıyla birleştirerek, Ankara’ya, Afyon Ovasına, serin bir hicran ezgisinin titreyişleri olarak gönderiyordu…

Şair, samimi hisleri ile Rabbi’ne tazarru halindeydi:

Şu kopan fırtına Türk Ordusudur Yâ Rabbi!

Senin uğrunda ölen ordu budur Yâ Rabbi!

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Gâlip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın…

Yahya Kemal Beyatlı

Mehmetçik dalga dalga, coşkun bir sel gibi kükrerken, düşmanın gövdesine indirdiği öldürücü darbeler, ileri hatlara geçişin önünü hızla açıyordu. Türk Ordusu’nun her hamlesi, çelik ve kemik sesleriyle birleşip, düşmanın boğazında düğümlenen ölüm hırıltısında son buluyordu… Saat 9.00’da Belen Tepe, daha sonra Kalecik Sivrisi ele geçirildi. Hemen ardından, Büyük Kalecik Tepeden Çiğil Tepe’ye kadar 15 kilometrelik bir hat, 1. Ordu Birlikleri tarafından alındı. 5. Süvari Kolordusu da Ahır Dağlarından aşıp, düşmanın yan ve gerilerine sarkarak, ulaştırma ve kaçış yollarını kesti… Düşman tamamen çembere alınmıştı. Katillerin bozgun hali bütün açıklığıyla görülüyordu. İslâm Âlemi’nin, Allah’ın Askerleri olarak övdükleri Türk Ordusu’nun şahlanışındaki ihtişâmın coşkusu ile sanki gök kapıları açılmış; Bedir, Uhud, Talas, Malazgirt, Kosova, Varna, Mohaç, Plevne, Çanakkale ve Sakarya ervâhı, Türk’ün bu nâmus gününde tâdât olmuşlardı!

Türk’ün ebedî Vatanı Anadolu’nun ortasında bir yayla güzeli olarak duran ANKARA, bağrında sakladığı Hüseyin Gâzî, Gül Baba, Âhî Şerafettin, Karacabey, Hallaç Mahmud, Hacı Bayram-ı Velî, Memlük Sultan, Cenâb-ı Ahmet, Tezveren Sultan, Tâceddin Velî gibi pek çok gönül ve devlet yücelerinin mânevî ikliminde, bu kutsal savaşın kahramanlarına bir Ötüken, bir Ergenekon yurdu olmuştu… Türk’ün temiz seciyesini soylu benliğinde taşıyan, Türk’ün şahlanacağına çok önceden inanmış bulunan Şair, bu kutsal şehirden, Şanlı Türk Milletinin saf sinesine sesleniyordu:

“Doğacaktır sana vâdettiği günler Hakk’ın…

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın”

“Kim bu cennet vatanan uğruna olmaz ki fedâ?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! “

“Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.”

Mehmet Akif Ersoy

27 Ağustos Pazar sabahı Türk Ordusu bütün cephelerde yeniden hücuma başladı. Erkmen Tepe, Kurtkaya alındı. Şanlı Ordumuz Afyon’a girdi. Şuhut Karargâhı ve Batı Cephesi Karargâhı Afyon’a taşındı.

28 Ağustos Pazartesi günü Türk taarruzu bütün şiddetiyle devam etti. 5. Düşman Tümeni çembere alındı. Afyon’dan akan sel, bir ateş çemberi halinde düşmanı yakıyordu…

Kahraman Türk Ordusu bir tufan gibi düşmanın üstüne çökmüştü! Mehmetçik Zafere doğru koşuyordu!.. Kılıçların, süngülerin gümüş renkli kıvılcımları, ateş ve barutun gürlemesiyle birleşip, savaş meydanının zeminine çarpıyordu. Dağlar, tepeler, vâdiler, şimşek çakışlı, yıldırım atışlı bir çalkantıyla sarsılıyordu… Kan ve kemik; ten ve çelik; ter ve köpük; toz ve duman birbirine karışmış, vahşilerin ölüm çığlıklarıyla çevreye dağılıyordu!.. Türk’ün tekbir sesleri, soylu savaşının cezbedici güzelliğini, yüce nazarların mâverâsına aksettiriyordu…

Şair, zaferin gönlüne ilham veren muştusunu, yaralı dağların yankı yapan sinesine gönderiyordu:

Ey bu yolda sıralanan gâzi tepeler,

Siz de koşup gelirdiniz bilseniz eğer,

Bilseniz ki, Dumlupınar önünde yarın

Âyinî var hürriyete tapınanların!..

Kemâlettin Kamu

29 Ağustos Salı gecesi düşmanın çarpışmaya zorlanarak tamamen imha edilmesine karar verildi. Düşman darmadağın edilerek, Dumlupınar’ın kuzeyine, Aslıhanlar bölgesine sürüldü. Kütahya istikametine gidişi durduruldu. Tek kaçış istikâmeti olan Murat Dağı’nın kuzeyindeki Kızıltaş Deresi’ne yığıldı. Murat Dağı, bu katil ve canavar düşman sürüsünden Türk’ün zaferiyle muradına erecek, Kızıltaş Deresi ise düşmana kızıl ölümü tattıracaktı!...

30 Ağustos Çarşamba günü bizzat Atatürk’ün Zafer Tepe’den idare ettiği harekât ile düşman yok edildi!

31 Ağustos Perşembe günü savaşa girmeyerek dağılan kılıç artıkları, 3 grup halinde İzmir istikâmetine doğru kaçıyordu. Bu durum karşısında Atatürk, Fevzi ve İsmet Paşalar ile buluşarak, Çal Köy’de yıkık bir evin avlusu içinde, Mehmetçiğin önünden kaçan katil ve câniler sürüsünü İzmir’e doğru takibine ve imhâsına karar verdiler. Atatürk, bu toplantı sonrasında Türk Ordusuna o meşhur tarihi emrini verdi:

Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!

1 Eylül Cuma günü başlayan takip, 2 Eylül Cumartesi günü Uşak’ta caniler güruhunun başı Trikopis ile yanında bulunan uşakları ve 6.000 kişilik çapulcu sürüsünün esir alınmasıyla sonuçlanır. Trikopis, başkumandanlığa tayinini ATATÜRK’ün huzuruna çıkartılınca öğrenir.

Türk Ordusu Akdenize, Marmara’ya doğru akıyordu. Mehmetçik; bir boran, bir tufan, bir sel olmuş, düşmanın kaçan artıklarını önüne katarak çiğneyip geçiyordu…

4 Eylül’de Alaşehir, Buldan, Kula, Söğüt.

5 Eylül’de Bilecik, Bozüyük, Simav, Demirci, Ödemiş, Salihli.

6 Eylül’de Akhisar, Balıkesir.

7 Eylül’de Aydın.

8 Eylül’de Kemalpaşa (Nif) ve Manisa düşmandan temizlenir. İstiklâl Savaşının Başkomutanı Atatürk, geceyi Kemalpaşa’da geçirir.

9 Eylül’de Şanlı Türk Ordusu güzel İzmir’e girer. Düşman denize dökülmüştür.

15 günde 450 kilometreyi bulan bir mesafe geçilmiştir. Düşmanın kaçarken ateşe verdiği İzmir’e, 9 Eylül 1922 sabahı sevgi ve alkış tufanı içinde giren şanlı ordumuzun zaferini bütün dünya şaşkınlık ve hayranlık içinde izliyordu. Sabuncubeli’nden geçen 2. Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir’e ilerlerken, solundan 1. Tümen de Kadifekale'ye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2. Alayı, Tuzluoğlu Fabrikasından geçerek Kordonboyu’na ulaştı. Yüzbaşı Şeref Bey Hükûmet Konağı’na, 5. Süvari Tümeni’nin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesi’ne, 4. Alay Komutanı Reşat Bey’de Kadifekale’ye Türk Bayrağını çekiyordu.

Başkomutan Atatürk, İzmir’in kurtuluşunu Belkahve’den seyrediyordu. Kocatepe’de şimşek gibi parıldayan o mavi gözler; muzaffer orduyu, İzmir’in ufuklarını, Adalar Denizi’ni, tâ öteleri süzüyordu... Ulu Önder, 10 Eylül’de Hükûmet Konağı’ndan Türk İzmir’in yiğit ve yaralı halkını selamlıyordu. Mensubu olmakla iftihar ettiği Türk Milleti’nin bu coşkulu halkının yüksek tezahüratına, elini kalpağının yanına kaldırarak askerce selâm veriyordu! İstiklâl Savaşı, mazlum milletlere ilhâm kaynağı olmuştu…

Türk Kılıcı, zalimlerin kirli emellerini ebediyyen yok etmişti. Dört bir yanı gül goncası olan aziz Türk Vatanı, ayrık otlarının istilâsından temizlenmişti. Dağlar, ovalar, tarlalar, bahçeler, çayırlar… yeniden süsleniyor, güller ve gelincik çiçekleri boyun büküp, vurulup düşen Mehmetçiğin göğsünün üstünde, yanağının altında ve avuçlarında, şehitlik nişanı olarak, al kanıyla buluşuyordu… Gül; sevginin, huzurun, sadeliğin, özleyişin sırlarını taşırdı... O sır Türklere, zalimler karşısında elinde tuttuğu “Kılıç” ile açılmıştı... Kılıç ve Gül, Ay ve Yıldız, Toprak ve İnsan arasında meydana gelen ilişki, taşıdığı yüksek anlamların değer kazanmasıyla gelişiyordu...

Şair’in, Bayrak ve Vatan kavramlarını, kelimelerin yüreğine indirerek mısralarında yücelttiği gibi:

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır;

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır!

Mithat Cemal Kuntay

Atatürk, Büyük Türk Utkusu'nun müjde ve mutluluğunu soylu Türk Milleti ile paylaşıyordu. İzmir’den bütün yurda ve dünyaya şu kutlama duyurusunu gönderiyordu:

Büyük ve Necip Türk Milleti!

Anadolu’nun kurtuluş zaferini tebrik ederken, Sana İzmir’den, Bursa’dan, Akdeniz ufuklarından Ordularının selâmını da takdim ediyorum.

12 Eylül 1922

Bütün Türk Dünyası, İslâm Âlemi, diğer esir ve mazlum milletler, bu büyük zaferin sevinciyle kutlamalar yapıyordu. 20. asrın bu ilk çeyreğinde, Avrupanın ve Dünyanın bütün sömürgeci devletlerinin oyunları bozulmuş, Türk Milleti’nin bağrından çıkan Kahraman Ordusu, düşmanı mağlup ederek, yeryüzünde tekrar, yeniden büyük bir saygınlık kazanmıştı.

Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden bu büyük zaferi şöyle anlatıyordu:

Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât, Türk Ordusu’nun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir.

Bu eser, Türk Milleti’nin hürriyet ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir âbidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun başkumandanı olduğumdan sonsuza kadar mesut ve bahtiyarım.

Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen millî felâketlerin meydana getirdiği uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu Türk Gençliğine emânet ediyorum. (Nutuk)

Büyük Zaferin 92. Yıldönümü Büyük Türk Milleti’ne ve O’nun Şanlı Ordusu’na Kutlu olsun!

Bize Bağımsız Türkiye’yi armağan eden Ulu Önder Atatürk’e, silah arkadaşlarına, şehit ve gazilerimize Allah rahmet eylesin! Ruhları Şâd Olsun!...

 

Share/Save/Bookmark
Son Güncelleme ( Çarşamba, 10 Eylül 2014 15:40 )
 

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

Cumartesi, 30 Ağustos 2014 08:10 yonetim
Yazdır PDF

 

Büyük Zaferin 92. Yıldönümü Büyük Türk Milleti’ne ve O’nun Şanlı Ordusu’na Kutlu olsun!Y

Bize Bağımsız Türkiye’yi armağan eden Ulu Önder Atatürk’e, silah arkadaşlarına, şehit ve gazilerimize Allah rahmet eylesin! Ruhları Şâd Olsun!...

Milli Düşünce Merkezi

Share/Save/Bookmark
 

Sadun Köprülü vefat etti

Salı, 22 Temmuz 2014 16:04 yonetim
Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Irak Türkmen Cephesi (İTC) Türkiye Eski Temsilcisi, Türkmen Şanı Bağımsız Medya ve Araştırma Merkezi Türkiye Temsilcisi Sadun Köprülü kalp krizi geçirerek vefat etti. Türkmeneli ve Türk dünyasının başı sağolsun..

 

 

CENAZESİ  YARIN (23.07.2014 ) ÖĞLE NAMAZINA MÜTEAKİP

 

KOCATEPE CAMİNDE KILINACAK CENAZE NAMAZINDAN SONRATOPRAĞA VERİLECEKTİR.

Share/Save/Bookmark
Son Güncelleme ( Salı, 22 Temmuz 2014 16:12 )
 

DR. CEVAT HEYET VEFAT ETTİ

Çarşamba, 13 Ağustos 2014 19:36 yonetim
Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Türkçe bayrağını yıllarca dalgalandıran, Tahran merkezli yayınladığı VARLIK Dergisi ile nesillere mektep olan, dilimiz üzerine pek çok kıymetli araştırmaya imza atan Dr. Cevat Heyet Azerbaycan'da tedavi gördüğü hastanede vefat etmiştir.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu olan Merhum, iyi bir Türkçü idi. Dr. Cevat HEYET nadir bulunan, zor yetişen bir insandı.

Milli Düşünce Merkezi olarak, Merhuma Cenabı Allah'tan rahmet kederli ailelerine sabır, tüm Türk Dünyasına başsağlığı dileriz.

Share/Save/Bookmark
Son Güncelleme ( Çarşamba, 13 Ağustos 2014 19:52 )
 

İSMAİL GÜRKAN VEFAT ETTİ

Perşembe, 28 Ağustos 2014 12:02 yonetim
Yazdır PDF

Camiamızın kıymetli mensuplarından birisi olan değerli dava arkadaşımız İSMAİL GÜRKAN 17 Ağustos 2014 tarihinde vefat etmiştir. Camiada; sessiz, sakin ve samimi kişiliği ile tanınan İsmail GÜRKAN Malatya'da toprağa verilmiştir. Merhuma Allah'tan rahmet, Camiamıza başsağlığı diliyoruz.

Milli Düsünce Merkezi

Share/Save/Bookmark
Son Güncelleme ( Perşembe, 28 Ağustos 2014 21:28 )
 

Sayfa 1 - 2

<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
"Merkezimize bağışta bulunmak isteyen fikirdaşlarımız, Vakıfbank 5893 1100 3534 9063 numaralı bankomat hesabına, ATM’lerden masrafsız olarak yatırabilirler."

Bu sitede yer alan bilgiler  kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Share/Save/Bookmark